İş Hayatında Stresi Doğru Yönlendirmek

Stres, yaşamımızı sürdürmemizi sağlayan olgulardan biridir. Bu kavram, biyolojik ve psikolojik dengenin bozulmasına gösterilen tepki olarak tanımlanabilir. Başka bir biçimde ifade etmek gerekirse, insan türünün hayatta kalma çabası sayesinde gelişen doğal bir tepkidir. Stresle başa çıkmak, onu yok saymak veya ondan tamamen arınmak anlamına gelmez, nitekim bu mümkün olmayacaktır. Ancak stresi doğru yöneterek iş hayatında başarı elde etmek mümkündür.

Kriz Yönetimi Yapın

İş yaşamında zor durumlarla karşılaşmak kaçınılmazdır. Zorlu bir müşteriyle çalışmak zorunda kalabilir veya gözden kaçan bir hata yüzünden yaptığınız işlerde güçlüklerle karşılaşabilirsiniz. Bu durum da doğal olarak strese sebep olur. Stres, böyle durumlarla baş etmek için motivasyon sağlar ancak stresi iyi yönetemediğiniz takdirde yanlış davranışlar sergileyebilir, işleri içinden çıkılmaz bir hâle getirebilirsiniz. Stresle baş etmenin en iyi yolu, kriz yönetimi için bir plan hazırlamaktır.

Zorlu bir müşteriyle karşılaştığınızda, kısa zamanda bitmesi gereken önemli bir iş aldığınızda ve bunun gibi zorlayıcı durumlara maruz kaldığınızda yapmanız gerekenleri önceden planlamak, kriz anlarında stresi doğru yönetmenizi sağlayacaktır. Böyle durumlarda, dünyanın sonu gelmiş gibi davranmamalı ve stresi bir motivasyon kaynağı olarak kullanmalısınız. İyi bir kriz yönetimi, iş hayatınızda başarılı olmanızı sağlayacak ve özgüveninizi arttıracaktır.

Ertelemeyin!

Erteleme, stres anlarında sıklıkla başvurulan bir davranıştır. Stresten kısa süreli uzaklaşmayı sağlasa da, işleri zora sokacağı için uzun vadede stresin derinleşmesini sağlar. Çürük bir dişin ağrısını ağrı kesiciyle geçirebilirsiniz ancak asıl yapılması gereken dişi tedavi ettirmektir. Ertelenen işler için de aynısı söylenebilir. Yapmanız gereken işleri doğru zamanda yaparak, büyük bir stres yükünden kurtulabilirsiniz. Sahip olduğunu stresi, işleri ertelemek için değil, gereken zamanda bitirmek için kullanmanızda fayda var.

Psikolojik Destek Almaktan Çekinmeyin

Hepimizin kendine doğru soruları sormaya ihtiyacı vardır. Bu yalnızca iş yaşamı için değil, genel olarak hayat için geçerli bir ilkedir. Psikolojik destek almak, stres yüküyle baş etmenize yardımcı olabilir. İş hayatının getirdiği stresin gündelik yaşamınızdaki dengeyi bozduğunu hissediyorsanız, mutlaka bir psikologa başvurmanız gerekir. Etkili bir terapi süreci yaşamınızı düzene sokmanıza yardımcı olacaktır.

PROAKTİF OL, FARK YARAT!

Stresli, karmaşık, zorlayıcı ve yıpratıcı bir hayatın içindeyiz. Hayatımız zamana karşı sürdürdüğümüz bir mücadele. Çevremizde hayatımızı etkileyen birçok dışsal faktör var ve bunların çoğu, hoşumuza gitsin ya da gitmesin bizim kontrolümüzün dışında gelişen şeyler. Bütün bunların yanında hepimizin istekleri benzer. İş hayatımızda başarılı olmak, kendimizi çalıştığımız alanda geliştirmek, parmakla gösterilen ve her ortamda takdir edilip örnek gösterilen bir çalışan olmak istiyoruz. Çalışma hayatımızda karşımıza çıkacak bütün engelleri bir bir ve kolayca aşarak kariyer basamaklarını hızla tırmanma arzusundayız. Amacımız iyi bir profesyonel olduğumuzu kanıtlamak. İş hayatımızda elde edeceğimiz başarının bir getirisi olan maddi kazançla daha iyi, daha kaliteli ve refah düzeyi daha yüksek bir hayata erişmek dileğindeyiz.
İş hayatımızda olduğu gibi sosyal hayatımızda da ulaşmak istediğimiz hedeflerimiz var. İyi bir eş, iyi bir anne/baba, sevilen saygı duyulan bir arkadaş, fikirlerine ve görüşlerine değer verilen bir dost, mutlu, huzurlu bir insan olmak istiyoruz. Gerek iş hayatımız olsun gerek sosyal hayatımız, hepimiz bütün bunları istiyoruz. Peki, bunun için ne yapıyoruz?
Stephan R. Covey’in, etkili insanların 7 alışkanlığı isimli kitabı, Forbes dergisi tarafından son yirmi yılın en etkili yirmi iş kitabı arasına girmeyi başaran, yayınlandığı hemen hemen her ülkede aylarca en çok satanlar listesinde kendine yer edinen bir kişisel gelişim kitabıdır. Corvey kitabında etkili ve başarılı bir insan olmak işin bizlere bir yol haritası çiziyor. Biz de bu yazımızda sizler için bu adımların ilki olan “proaktif olma” adımını inceleyeceğiz.

Proaktif insan kimdir?
Kontrolü dışında gelişen olayları dikkatli bir şekilde inceleyen, olaylar karşısında vereceği tepkileri anlık duygusal tepkiler olarak değil akıl ve mantık süzgecinden geçirerek ortaya koyan, sahip olduğu seçeneklerin analizini yapan kişidir.
Kişinin, yapacağı seçimler ile kendi hayatının yönünü belirleyeceğinin bilincindedir. Kendi kontrolü dışında gelişen olayların onun hayatının akışını belirlemesine izin vermez.
Davranışlarını içinde bulunduğu ortama göre ayarlamaz, değiştirmez. Davranışlarını kendi karakterini ve fikirlerini göz önüne alarak oluşturur.
Kendisi ile çatışma içinde olmaz. Daima kendisi ile barışık ve özgüveni tamdır. Bu özgüven içi boş bir özgüven değildir; ilgilendiği konu ile ilgili gerekli araştırmaları yapar, bilgi toplar, gerekli analizleri yapar ve kapsamlı planlar hazırlar.
Hayalperest değildir. Elinde bulunan imkanların farkındadır ve bunları aşan, ulaşmasının mümkün olmadığı hedefler belirlemez. Bunun yerine vaktini, mevcut imkanları ile yapabileceklerine ayırır.
Şikayet edip, yakınmaz. Bunun ile zaman kaybetmek yerine karşılaşmış olduğu problemi nasıl çözebileceğini düşünür. Problem nereden ya da kimden kaynaklanırsa kaynaklansın odak noktası çözümdür. Zamanını ve enerjisini boşa harcamaz.
Hata yapmaktan korkmaz çünkü hatalarından ders çıkartarak doğruya ulaşabileceğinin bilincindedir.
Kişisel gelişimlerinden kendilerini sorumlu tutarlar.
Vizyon sahibi insanlardır. Hayatlarında belli başları hedefleri ve ulaşmak istedikleri noktalar vardır. Sahip oldukları bu vizyon sayesinde kendilerine bir anlam katar, ihtiyaç duydukları motivasyona bu şekilde erişirler.
Proaktif Dil
Proaktif insanlar günlük hayatlarında karşılaştıkları olumsu, can sıkıcı durumlar karşısında nasıl davranır, ne gibi tepkiler verirler? Aşağıdaki örnekleri kendini ile karşılaştırıp ne kadar proaktif olduğunuzu değerlendirebilirsiniz. İşte bunu bize gösterecek birkaç örnek:

  • Karşılaştığı bir sorun karşısında “elimizdeki seçenekler nedir? Onları inceleyelim”
  • Kendisi ile ilgili bir olumsuzluk karşısında “ işte ben böyleyim” demek yerine “daha farklı yollara başvurabilirim” demeyi tercih eder.
  • Sinirlendiği zamanlarda; “şu an çok sinirliyim fakat kesinlikle öfkemi kontrol etmeliyim. Duygularımla değil aklım ile hareket etmeliyim” şeklinde düşünür.
  • Yapmam yerine seçerim, yapmalıyım yerine yeğliyorum, keşke yerine yapacağım kelimelerini tercih ederler.
    Bu yazımızda sizler için etkili ve başarılı bir insan olmak için önemli bir özellik olan proaftik insan olma kavramından söz ettik. Proaftik davranış kalıpları sizlerin daha başarılı olmanıza yardım ederek, çevrenizdeki diğer insanlara nazaran fark yaratmanıza yardımcı olacaktır. Umarım yazımız sizler için okuması eğlenceli ve bilgilendirici bir yazı olmuştur

MÜZAKERE İÇİNDE ÇATIŞMALARIN ÖNEMİ

Müzakere, hayatın içerisinden bir tanım ile bir şeyleri elde etmek isteyen kurum, devlet ya da kişilerin karşı tarafı ikna etmek için sürdürdükleri ikna sürecidir. Bu süreçte birçok taraf aynı durumu isteyebilmektedir. Bu da ortaya bir çatışma durumunu çıkartır. Aslına bakıldığında müzakere içerisinde çatışmalar olumsuz olarak gözlemlense de kendi lehinize çevirdiğiniz takdirde oldukça etkili bir süreç olacaktır. Çatışmaların hangi durumdan çıktığı? Çözümlemesinin ne olduğu? Gibi sorular bu noktada önemlidir. Müzakere içinde çatışmaların önemi bu noktada kendini göstererek, istediğiniz iş ya da ihale gibi durumları kendi tarafınıza çekebilirsiniz.

Müzakere de liderlik pozisyonu önemlidir. Karşı taraf üzerinde ya da diğer taraflar üzerinde üstünlük kurmak ve istenilen durum hakkında tüm bilgilere sahip olmak önemli bir artıdır. Müzakere içinde çatışmaların önemi de bu noktada sizler için daha basit bir süreç olacaktır. Çatışmaları kolay bir şekilde kapabilecek ve istediğiniz durumu kendi lehinize çevirerek, elde edebileceksiniz. Çatışmalarda etkili dil kullanımı yapılması da karşı taraflar için önemlidir.

SINAV PSİKOLOJİSİ

Okul serüveni başladığı andan itibaren hayat sınav odaklı ilerlemektedir. İyi bir ortaokul, iyi bir lise, iyi bir üniversite ve iyi bir iş gibi birçok alanda sınav hayatımızın üstün bir parçası. Bu dönemleri başarı ile atlatmak, çalışarak kolay olsa da sınav stresinin verdiği yorgunluk, genç yaşta kişileri hayattan zevk almamaya doğru götürmektedir. Sınav stresi küçük bir şey gibi gözükse de aslında oldukça etkilidir. Başaramama korkusu sınavlarla birlikte gelir ve kişilerin hayatına yerleşir. Ne kadar çalışsa da sınav psikolojisi kişiyi eline aldıktan sonra süreç zorlu ve bazen çekilmez hale gelecektir.

Hayat herkes için aynı değildir. Bazı kişilerin daha fazla çalışması ve iyi bir yerlere gelmesi gerekir. Bu nedenle bu kişilerde sınav psikolojisi daha etkili olarak gözükmektedir. Ancak hayat her zaman bir sınav değildir. Hayatınıza katabileceğiniz her ufak şey size ileride farklı şekillerde dönüş yapacaktır. Sınav psikolojisi için çalışmanızın yanında gezin, eğlenin ve okuyun. Kendinizi bir odaya kapatmak ve her şeyden uzaklaşmak sizlere iyi sonuçlar getirme olanağına sahip olsa da sizleri karanlığa da çekecektir.

STRES YÖNETİMİ İLE DAHA HUZURLU BİR HAYAT

Stres her noktadan hayatı kötü etkileyen bir süreçtir. Bu nedenle hayatın içerisinde yer alması, baş edilememesi halinde kişileri olumsuz durumlara yönlendirecektir. Stres yönetimi için ilk olarak, stres kaynakları belirlenmelidir. Stres kaynağınız işiniz, okulunuz ya da çevreden gelebilecek herhangi bir durum olabilir. Bu durumu fark etmeniz halinde, konuyu ele almalı ve çözümlemelisiniz. Stresi yok etmenin en önemli adımı stres kaynağınız ile yüzleşmektir. Örneğin, iş dünyasında yaşadığınız bir durum size stres olarak dönüyor ise bunu çözmek için ne yapılabilir onu bulmalısınız.

Stres yönetimi için bazen yalnız kalmalı ve kendinizi dinlemelisiniz. Bir nevi meditasyon uygulamalısınız. Müzik, spor ya da yoga gibi farklı meditasyonları yaparak, kendinize zaman ayırmalısınız. Bu aynı zamanda kendinize katabileceğiniz önemli bir zaman yönetimidir. Stres yönetimi içerisinde hem kendinizi baştan tanıyabilir hem de stresli durumunuzla etkili bir şekilde baş edebilirsiniz. Stresin hayatınızdan uzaklaştığını fark ettiğiniz anda kendinize yeni bir yol çizmiş olarak hayata devam edeceksiniz.

Psikolojinin Tarihsel Gelişimi

Kelime anlamı ruh bilimi olan psikolojinin bir bilim olarak ortaya çıkışının temelinde, insan davranışlarını ve zihinsel süreçlerini anlama, anlamlandırma ve bilimsel yöntemlerle açıklama çabası vardır. İnsanoğlu var oluşundan bugüne kadar başta kendisi olmak üzere, etkileşimde olduğu diğer canlıların (insanlar ve hayvanlar) davranışlarını, hareketlerini, düşünme ve duygulanma biçimlerinin bütününü anlamaya ve tahmin etmeye çabalamıştır. İnsanın içinde yaşadığı topluma ve çevreye uyum sağlayarak biyolojik ve sosyal varlığını sürdürebilmesi açısından bu “anlama, tahmin etme” faaliyetinin önemi açıktır. Bu çaba, “sadece canlıların ne yaptıklarını değil, aynı zamanda düşüncelerini, duygularını, algılarını, akıl yürütme süreçlerini, belleklerini ve bedensel işlevlerini koruyan biyolojik aktiviteleri de kapsar”. Antik dönemlerden başlayarak bu arayış birçok farklı şekilde cevaplandırılmıştır. Ortaya atılan açıklamalar nesnel verilere dayanmaktan uzak, çoğu mistik ve spekülasyona dayılıdırlar. Psikolojinin amacı, bilimsel bir temele dayanmayan bu tanımlama ve yorumlar yerine daha geçerli açıklamalar geliştirmek üzere bilimsel yöntemden yararlanmaktır. Psikoloji, bilim olarak 19. yüzyılın sonlarında kabul görmüş olsa da, psikoloji biliminin sormuş olduğu sorular insanlık tarihi kadar eskidir. İnsan, var olduğundan beri bir takım soruları sormuş, bunlara tatmin edici cevaplar aramış ve çoğu zamanda sorduğu bu sorulara karşılık ortaya koyduğu cevaplara göre şekillendirmiştir. “ Ben kimim”, “Benim amacım nedir”, “Karşımdaki insan bana ne demek istedi”, “Karşımdaki insan kim”, “Ben neden bu şekilde düşünüyorum”, “O neden benden farklı düşünüyor”, “Neden böyle davrandım”, “ Karşımdaki insan neden böyle davrandı” v.b. çoğaltılması mümkün olan sorular çok eski zamanlardan beri insan zihnini meşgul etmiş sorulardır. Buradan da anlaşılabileceği gibi psikoloji, insanlık ile birlikte ortaya çıkmıştır. Antik çağda, insanı ve insan davranışlarını anlama çabaları felsefe içinde yerini almıştır. Felsefe konuların içinde ele alınan psikolojinin ana ilgi konusu “ruh” olarak ortaya konmuştur. Eski yunanda, Apollo sunağının üzerinde yazan “kendini bil” sözü, insanın hayatına ve çevresine bir anlam katabilmesinin, mutlu ve huzurlu bir hayata erişebilmesinin ancak ve ancak özünü yani ruhunu kavrayarak mümkün olabileceğini vurgulamaktadır. Çok uzun bir süre psikoloji bu bağlamda ele alındı.
15-16. yüzyılda İtalya’da başlayarak kısa zamanda tüm Avrupa’ya yayılan ve etkilerini gösteren Rönesans ile birlikte felsefi psikolojinin konusu “ruh” olmaktan çıkarak “zihin” oldu. J. Locke (1632-1704), D. Hume (1711-1776), G.W.Leibnitz (1646-1710), I. Kant (1724-1804) gibi düşünürler insan zihnini çeşitli açılardan ele aldılar ve bilimsel psikolojinin doğuşuna yön verdiler. Psikolojinin bir bilim olarak ortaya konmasında en büyük adım Alman psikolog Wilhelm Wundt tarafından atılmıştır. Wundt, zihnin deneysel yöntemlerle araştırılmasını önemsiyordu. Bu yaklaşımı sayesindedir ki; akademik bir bilim olarak psikolojinin kurucusu Wilhelm Wundt’tur. Psikolojinin bir bilim olarak ortaya çıkışını bir çok araştırmacı 1879 yılında Wilhelm Wundt tarafından açılan ilk psikoloji laboratuvarına tarihlendirmektedir. Wund’un psikoloji çalışmalarını yayınlamak amacıyla, 1881 yılında kurduğu Felsefe çalışmaları isimli dergisi, kabul gören ilk psikoloji dergisidir. Buradan da görüleceği üzere, felsefenin psikoloji üzerindeki etkisi hala devam etmektedir. Felsefeden bağımsız olarak yayınlanan ilk dergi ise Amerikan psikoloji dergisi olmuştur. Bu yazımda sizler için, psikoloji biliminin ilgilendiği konuları, tarihsel gelişimini ve psikolojinin formel bir bilim olma yolculuğunu incelemeye çalıştım. Umarım sizler için eğlenceli ve bilgilendirişi bir yazı olmuştur.

İş Hayatınızda Sizi Başarıya Götürecek 10 Kitap

Yaşamımız boyunca farklı alanlarda hep kendimizi geliştirmeye çalışıyor ve çoğu zaman en iyisi olmayı amaçlıyoruz. O zaman da sadece deneyimler yetersiz kalıyor, kitaplara, filmlere ve çevremizdeki fikirlere bakıyor ve kendimize bir rehber oluşturuyoruz. Bu rehber eşliğinde, karşımıza bambaşka bir yol çıkıyor; işte bu bizim hikayemiz!

Özellikle rekabetli iş hayatında, kendimizi geliştirmeye çalışırken bir yandan da pek çok problemle karşı karşıya geliyoruz. Hızlı ama etkili bir çözüm sunmamız, motivasyonumuzu kaybetmememiz ve istediğimiz noktaya her halükârda ulaşmamız gerekiyor. Peki biz bu kadar şeyi yapabilecek kadar deneyime sahip miyiz? Biz değil, ama deneyimlerle, araştırmalarla dolu bir sürü kitap karşımıza çıkmaya hazır. İşte tam bu noktada, belki size ‘bir kitap okudum ve hayatımdeğişti’ dedirtecek ve iş hayatınızda daha başarılı ve emin adımlar atmanızı sağlayacak 10 kitabı huzurlarınıza sunmak istedik.

Yorulduğunuzu, yapamayacağınızı veya sıkıştığınızı hissettiğiniz an derin bir nefes alıp, sayfaların eşsiz deneyiminden yararlanmak size ve çevrenizdekilere inanın çok iyi gelecek!

Savaş Sanatı, Sun Tzu

Günümüzden yaklaşık 3000 yıl önce yazılan Savaş Sanatı, ilk bakışta bir askeri strateji kitabı olarak görünse bile iş hayatı için tam bir rehber. Savaş tanımı ile başlayan bu kitap, savaş süresince oluşan tüm olayların psikolojik etkilerine ve çözümlerine değiniyor. Sadece stratejisi ile değil, savaşı değerlendirme biçimi, empati anlayışı ve çatışma psikolojisi gibi pek çok ana noktanın üzerinde durarak okuyucularaaskeri alanın yanı sıra iş dünyasında da kullanabilecekleri etkili çözümler sunuyor.

Savaş Sanatı, kişinin problemleri ve çözüm yollarını daha planlı şekilde çözümlemesini sağlarken, özellikle insan yönetimi ve liderlik konularında paydaşları anlamak için birebir bir rehber ve arkadaş olarak kitaplığınızda yerini alabilir.

İknanın Psikolojisi, Robert Cialdini

Özellikle insan yönetimi ve pazarlamada kendini geliştirmek isteyenler için bir rehber olan İknanın Psikolojisi, kitabı bitirdikten sonra dünyaya ve pazarlama alanına bambaşka bakmanızı sağlayacak. İkna alanında profesyonel bir uzman olan Robert Cialdini satış, pazarlama, liderlik ve iletişim alanında yaptığı çalışmaların ışığında uzun yıllarca üzerine çalışarak İknanınPsikolojisi’ni yayına hazırlamıştır. Bundan dolayı, bu kitap herhangi bir kişisel gelişim kitabı değil tamamen bilimsel araştırmalara dayanan bir yol göstericidir.

Kararlar üzerinden çevrenin etkisini araştıran Cialdini, özellikle kararsızlık anlarında ikna etmeyi sağlayabilecek 3 temel unsurun üzerinde durur. İçerisinde bulunan uygulamaları örnekler ile hem vakaları daha kolay kavramanıza olanak sağlarken hem de satış alanının inceliklerini öğrenme imkanı sunar. Sadece satış değil, iş hayatında da yükselmeyi hedefleyen kişilere yol gösterebilecek bir kitap olan İknanın Psikolojisi, algı yönetimi ve ikna konularını oldukça basit bir şekilde anlatarak okuyucunun kalbini hemen fethediyor!

Mor İnek, SethGodin

“Mor İnek, gerçek değişimler ve gerçek etkiler yaratmayı arzulayan pazarlamacılar için büyük bir ilham kaynağı.”AmyCurtis’in dediğine sonuna kadar katılıyoruz, Mor İnek pazarlama alanında büyük bir aydınlanma olmasını sağlayan sayılı kitaplardan biri. Aslında Mor İnek en basit tanımıyla bir pazarlama tekniği. Farklılaşmanın başarıdaki etkisi üzerine bir çalışma da diyebiliriz pekala!

SethGodin’in de sıklıkla değindiği teknikten kısaca bahsedecek olursak, yol boyunca ne kadar farklılaşırsanız o kadar başarıya ulaşabileceğinizi söyler. Gerçekten başarılı olmak istiyorsanız, denemekten ve yanılmaktan korkmadan bütün yol boyunca farklı bir şeyler deneyin!

Kalıcı Olmak, JimCollins ve JerryPorras

Tamamen bilimsel araştırmalara dayanılarak yazılan Kalıcı Olmak kitabı, Amerika’daki büyük şirketlerin başarı öykülerine değiniyor. Anlatım dili ile okuyucuyu kolayca çekebilen bu kitapkarşılaştırmalar üzerinden ilerlerken bahsedilen şirketlerin öykülerini inceleme fırsatı sunuyor.

6 yıllık detaylı bir araştırmanın ürününü olan Kalıcı Olmak, bir şirket olarak nasıl pazarda kalıcı olunur sorusunun cevabını veriyor. İş hayatında yükselmek, gerçekten akılda yer etmek ve başarılı olmak isteyenlerin baş ucu kitabı olmaya aday!

Duygusal Zeka, Daniel Goleman

EQ neden IQ’dan önemlidir sorusunu referans alan Duygusal Zeka, gerek iş hayatı gerekse sosyal ve aile hayatında büyük farklılık yaratacak bir kitap. Duygusal zekanın ne olduğuna kısaca değinecek olursak, kişinin sosyal hayatta ne kadar yetkin olduğunu belirleyen kriterdir. Özellikle empati ve yönetim kavramlarına odaklanan bu kitap, ekip çalışmaları için de oldukça etkili ve yararlı bir seçenek.

Daha sonrasında yine Daniel Goleman’in yazdığı İşbaşında Duygusal Zeka kitabı ise, kişinin salt zekası hariç sosyal davranışları ile birlikte şirketlerin çalışma biçimleri ve liderlerin davranış, düşünüş tarzlarını konu almakta.

Fish! Harry Paul, StephenC.Lundin ve John Christensen

Eğer sevmediğiniz bir departmanda ya da hiç istemediğiniz bir işte çalışıyorsanız Fish, size rahat bir nefes aldıracak. Yalın ve eğlenceli anlatımı ile, iş yerinde ekibinizle yaşadığınız problemleri, kendiniz ve işe bakış açınızla alakalı düşünceleri değiştirebilmenizi sağlayacak olan bu kitap, Mary Jane karakterinin başından geçen olaylara örnekler vererek bütün konuları işliyor.

İş yerindeki verimsizlikler için bir kaynak olabilecek Fish, içerisinde yer alan dersler ve ipuçları ile tüm bu çözümleri hayatınızda uygulamanıza olanak sağlıyor.

Peynirimi Kim Kaptı, Spencer Johnson

Tamamen işletme üzerine tasarlanan bu kitap, özellikle iş hayatındaki değişimlere odaklanıyor. Başımıza gelenler yüzünden duraklayıp, artık ne yapacağımızı bilemediğimiz anlar için ışık tutabilen Peynirimi Kim Kaptı, değişimin hiçbir şekilde insanı korkutup, çaresizliğe sürüklemeyeceğini anlatıyor. Her değişim ve sorunun bir çözümü olduğu ve bu değişimler sayesinde öğrendiklerimizle çok daha başarılı adımlar atabileceğimiz üzerine yoğunlaşıyor. Karakterler ve 4 farklı öykü üzerinden değişimin etkilerini anlatan bu kitap, size bambaşka bir bakış açısı kazandırabilir.

Her Koşulda Yaratıcı Olmak, NeilCoade

NeilCoade iş dünyası için yazdığı kitaplar ile çok beğenilen bir yazar olmasının yanı sıra, verdiği öneriler ile de okurların ilgisini çekiyor. Her Koşulda Yaratıcı Olmak kitabında ise, iş hayatında yenilikçi stratejilerin ve dinamik ortamların üzerinden verdiği vakaları inceleme olanağı sunuyor. İnteraktif öneri ve çözümleri ile yeni ve yaratıcı olmanın pozitif yanlarını gözler önüne sererek, yaratıcı bir insanın her şeyi başarabileceğini de ekliyor.

Değiştirilmesi gereken stratejiler, yeni fikirlerin önemi ve daha dinamik iş ortamları gibi pek çok konuda size rehber olabilecek bir kitap olan Her Koşulda Yaratıcı olmak, farklı bir bakış açısı kazanmanızı da sağlayacak.

Hızlı ve Yavaş Düşünme, Daniel Kahneman

Düşünmek, tüm hayatımızın en belirleyici eylemi! 2002 Nobel ekonomi ödülüne sahip olan Daniel Kahneman’ın kitabı olan Hızlı ve Yavaş Düşünme, beynimizin düşünme üzerine gerçekleştirdiği tüm eylemleri yalın bir dille sunuyor. Günlük hayatımızda karar verirken bizi en çok etkileyen şeyin düşüncelerimiz olduğunu söyleyen Kahneman, iş hayatında başarılı olmanın tüm sırrının da yine düşünmekten geçtiğini dile getiriyor.

Zihnimizi her türlü zihinsel hastalıktan, problemden kurtararak sağlıklı bir şekilde karar vererek başarıya ulaşabiliriz. Önemli olan nesnel ve öznel yargılardan kurtularak, karar mekanizmalarımızı doğru şekilde kullanarak düşünebilmek.

Limit Sizsiniz, Mümin Sekman

Başarı üzerine duran Limit Sizsiniz kitabı, basit ve sürükleyici dili ile alışılagelmişin dışında bir başarı tanımı üzerinde durarak özellikle iş alanında çarpıcı bir değişikliğe yol açıyor. Başarının yolunun çok çalışmaktan ve kendine inanmaktan geldiğini söyleyen Sekman, gerçek başarılı kişinin kim olduğunu da anlatıyor.

Başarı üzerine uzun yıllardır yaptığı çalışmaların bir ürünü olan Limit Sizsiniz, başarının ilk adımının kendine güvenmek olduğunu sık sık okuyucuya hatırlatıyor. Risklerin kişiyi nasıl başarıya götürdüğüne değinirken, neyi yapabilirim sorusuna da bir cevap arıyor.

O zaman da sadece deneyimler yetersiz kalıyor, kitaplara, filmlere ve çevremizdeki fikirlere bakıyor ve kendimize bir rehber oluşturuyoruz.

“Sinan Emre Yılmaz “

Yalnızlık Korkusu İle Baş Edin

Korku hayatın her evresinde yer alan bir duygudur. Bu duygunun taze kalması aslında hayatınıza dair bir tutkunuz olduğunu göstermektedir. Ancak bazı korkular sizleri hayatın karanlık noktalarına da çekebilmektedir. Günümüzdeki en büyük koru türü yalnızlık korkusudur. Teknolojik olarak gelişilen her dakika insanlar birbirlerine bir şeyler yaptığını kanıtlamak zorunda hissetmektedir. Çevresinde yer alan arkadaşları dışında kendine sosyal medya üzerinde bir varlık da kazandırmak ister. Bu “ben de bu hayatın içindeyim” demenin farklı bir yoludur. Psikoloji insanlar üzerinde çeşitli şekilde etkili olabilir. Yalnızlık korkusu da kişinin içinde başlayan ve çevresine ben de varım deme isteği uyandıran bir korkudur.

Yalnızlık korkusu ilerleyen durumlarda kişi için oldukça tehlikeli olabilmektedir. Bu nedenle kendinizi istemediğiniz bir şekilde hissediyorsanız, psikolojik açıdan bir yardım alarak kendinizi rahatlatabilirsiniz. Bu tamamen tıbbi bir süreç olarak sizlerin hislerini paylaşmak üzerine olacaktır. Dünya üzerinde kimse yalnız değildir. Kendinizi tanır ve çevrenizden çok kendinizi düşünmeye başladığınız andan itibaren yalnızlık korkusu ile yavaş yavaş vedalaşabilirsiniz.

Introduce Yourself (Example Post)

This is an example post, originally published as part of Blogging University. Enroll in one of our ten programs, and start your blog right.

You’re going to publish a post today. Don’t worry about how your blog looks. Don’t worry if you haven’t given it a name yet, or you’re feeling overwhelmed. Just click the “New Post” button, and tell us why you’re here.

Why do this?

  • Because it gives new readers context. What are you about? Why should they read your blog?
  • Because it will help you focus you own ideas about your blog and what you’d like to do with it.

The post can be short or long, a personal intro to your life or a bloggy mission statement, a manifesto for the future or a simple outline of your the types of things you hope to publish.

To help you get started, here are a few questions:

  • Why are you blogging publicly, rather than keeping a personal journal?
  • What topics do you think you’ll write about?
  • Who would you love to connect with via your blog?
  • If you blog successfully throughout the next year, what would you hope to have accomplished?

You’re not locked into any of this; one of the wonderful things about blogs is how they constantly evolve as we learn, grow, and interact with one another — but it’s good to know where and why you started, and articulating your goals may just give you a few other post ideas.

Can’t think how to get started? Just write the first thing that pops into your head. Anne Lamott, author of a book on writing we love, says that you need to give yourself permission to write a “crappy first draft”. Anne makes a great point — just start writing, and worry about editing it later.

When you’re ready to publish, give your post three to five tags that describe your blog’s focus — writing, photography, fiction, parenting, food, cars, movies, sports, whatever. These tags will help others who care about your topics find you in the Reader. Make sure one of the tags is “zerotohero,” so other new bloggers can find you, too.