İNSAN İLİŞKİLERİNDE İLETİŞİMİN ÖNEMİ

İnsanlar yüz yıllardır birbiri ile iletişim kurmanın yollarını bulmuşlardır. Bu yollar ilk çağlardan beri gelişerek günümüze konuşma ve yazılı yol olarak gelmiştir. Günümüzde akıcı bir şekilde dil kullanımı insan ilişkilerinde bu nedenle önemlidir. İnsan ilişkilerini genel bir çerçeve içerisine aldığımızda, kibar ve yerine göre bir dil kullanarak kendi farkınızı ortaya koyabilirsiniz. Dil kullanımında, iş alanları, sosyal alanlar, kültürel alanlar gibi birçok farklı alanda kendinizi belli edebileceğiniz ve karakterinizi tanımlayacak bir hitap şekline sahip olabilirsiniz.

Günümüz Türkçe kullanımına bakıldığında, daha sadeleşmiş ve kişilerin daha kolay iletişim kurmasını sağlayacak kelime öbekleri bulunmaktadır. İletişim bir medeniyet türü olduğu gibi insan ilişkilerinde, birbirini anlama, bir işi halledebilme gibi birçok farklı konuda etkilidir. Doğru iletişim her yerde kendi benliğini korumakta ve kendini göstermektedir. İletişimin temeline gelindiğinde sosyal yaşantınızda, arkadaşlarınızla samimi bir dil oluştururken, iş çevresi içerisinde daha ciddi ancak kibar bir dil ile kendinizi gösterebilirsiniz. İnsan ilişkilerinde daima doğru ve etkili iletişim yollarını unutmamalı ve bunun üzerine kendi yapınızı oluşturmalısınız.

PROAKTİF OL, FARK YARAT!

Stresli, karmaşık, zorlayıcı ve yıpratıcı bir hayatın içindeyiz. Hayatımız zamana karşı sürdürdüğümüz bir mücadele. Çevremizde hayatımızı etkileyen birçok dışsal faktör var ve bunların çoğu, hoşumuza gitsin ya da gitmesin bizim kontrolümüzün dışında gelişen şeyler. Bütün bunların yanında hepimizin istekleri benzer. İş hayatımızda başarılı olmak, kendimizi çalıştığımız alanda geliştirmek, parmakla gösterilen ve her ortamda takdir edilip örnek gösterilen bir çalışan olmak istiyoruz. Çalışma hayatımızda karşımıza çıkacak bütün engelleri bir bir ve kolayca aşarak kariyer basamaklarını hızla tırmanma arzusundayız. Amacımız iyi bir profesyonel olduğumuzu kanıtlamak.  İş hayatımızda elde edeceğimiz başarının bir getirisi olan maddi kazançla daha iyi, daha kaliteli ve refah düzeyi daha yüksek bir hayata erişmek dileğindeyiz.

İş hayatımızda olduğu gibi sosyal hayatımızda da ulaşmak istediğimiz hedeflerimiz var. İyi bir eş, iyi bir anne/baba, sevilen saygı duyulan bir arkadaş, fikirlerine ve görüşlerine değer verilen bir dost, mutlu, huzurlu bir insan olmak istiyoruz. Gerek iş hayatımız olsun gerek sosyal hayatımız, hepimiz bütün bunları istiyoruz. Peki, bunun için ne yapıyoruz?

Stephan R. Covey’in, etkili insanların 7 alışkanlığı isimli kitabı, Forbes dergisi tarafından son yirmi yılın en etkili yirmi iş kitabı arasına girmeyi başaran, yayınlandığı hemen hemen her ülkede aylarca en çok satanlar listesinde kendine yer edinen bir kişisel gelişim kitabıdır. Corvey kitabında etkili ve başarılı bir insan olmak işin bizlere bir yol haritası çiziyor. Biz de bu yazımızda sizler için bu adımların ilki olan “proaktif olma” adımını inceleyeceğiz.

Proaktif insan kimdir?

Kontrolü dışında gelişen olayları dikkatli bir şekilde inceleyen, olaylar karşısında vereceği tepkileri anlık duygusal tepkiler olarak değil akıl ve mantık süzgecinden geçirerek ortaya koyan, sahip olduğu seçeneklerin analizini yapan kişidir.Kişinin, yapacağı seçimler ile kendi hayatının yönünü

belirleyeceğinin bilincindedir. Kendi kontrolü dışında gelişen olayların onun hayatının akışını belirlemesine izin vermez.

Davranışlarını içinde bulunduğu ortama göre ayarlamaz, değiştirmez. Davranışlarını kendi karakterini ve fikirlerini göz önüne alarak oluşturur.

Kendisi ile çatışma içinde olmaz. Daima kendisi ile barışık ve özgüveni tamdır. Bu özgüven içi boş bir özgüven değildir; ilgilendiği konu ile ilgili gerekli araştırmaları yapar, bilgi toplar, gerekli analizleri yapar ve kapsamlı planlar hazırlar.

Hayalperest değildir. Elinde bulunan imkanların farkındadır ve bunları aşan, ulaşmasının mümkün olmadığı hedefler belirlemez. Bunun yerine vaktini, mevcut imkanları ile yapabileceklerine ayırır.

Şikayet edip, yakınmaz. Bunun ile zaman kaybetmek yerine karşılaşmış olduğu problemi nasıl çözebileceğini düşünür. Problem nereden ya da kimden kaynaklanırsa kaynaklansın odak noktası çözümdür. Zamanını ve enerjisini boşa harcamaz.

Hata yapmaktan korkmaz çünkü hatalarından ders çıkartarak doğruya ulaşabileceğinin bilincindedir.

Kişisel gelişimlerinden kendilerini sorumlu tutarlar.

Vizyon sahibi insanlardır. Hayatlarında belli başları hedefleri ve ulaşmak istedikleri noktalar vardır. Sahip oldukları bu vizyon sayesinde kendilerine bir anlam katar, ihtiyaç duydukları motivasyona bu şekilde erişirler.

Proaktif Dil

Proaktif insanlar günlük hayatlarında karşılaştıkları olumsu, can sıkıcı durumlar karşısında nasıl davranır, ne gibi tepkiler verirler? Aşağıdaki örnekleri kendini ile karşılaştırıp ne kadar proaktif olduğunuzu değerlendirebilirsiniz. İşte bunu bize gösterecek birkaç örnek:

  • Karşılaştığı bir sorun karşısında “elimizdeki seçenekler nedir? Onları inceleyelim”
  • Kendisi ile ilgili bir olumsuzluk karşısında “ işte ben böyleyim” demek yerine “daha farklı yollara başvurabilirim” demeyi tercih eder.
  • Sinirlendiği zamanlarda; “şu an çok sinirliyim fakat kesinlikle öfkemi kontrol etmeliyim. Duygularımla değil aklım ile hareket etmeliyim” şeklinde düşünür.
  • Yapmam yerine seçerim, yapmalıyım yerine yeğliyorum, keşke yerine yapacağım kelimelerini tercih ederler.
  • Bu yazımızda sizler için etkili ve başarılı bir insan olmak için önemli bir özellik olan proaftik insan olma kavramından söz ettik. Proaftik davranış kalıpları sizlerin daha başarılı olmanıza yardım ederek, çevrenizdeki diğer insanlara nazaran fark yaratmanıza yardımcı olacaktır. Umarım yazımız sizler için okuması eğlenceli ve bilgilendirici bir yazı olmuştur.

STRES İLE BAŞA ÇIKMA YÖNTEMLERİ

Gelişen kültürler üzerinde her zaman farklı bir durum ortaya çıkmaktadır. Günümüzde de stres oldukça etkili bir parametre olarak hayatın her alanında yer almaktadır. Sınav stresi, iş stresi, başaramama stresi gibi ana stres etmenleri yanında farklı konularda da stres yapılabilmektedir. Stres ile başa çıkma yöntemleri içerisinde ilk olarak kendinizi tanımanız önemlidir. Kendinizi tanımaya başladığınız andan itibaren düşüncelerinizi daha kolay kontrol edebilir ve daha kolay bir şekilde düşüncelerinize yön verebilirsiniz. Stresin ilk ortaya çıkışı düşünce yoluyla başlamaktadır.

Stres ile başa çıkma yöntemleri için hayatınızda yer alan stres kaynakları ne ise bunları çözümlemeniz gerekmektedir. Stres kaynakları farklı birçok nedenden olabilir. Bu sizin kafanızı en çok neye taktığınızı ya da sürekli neyi bir kaygı problemi ile düşündüğünüze bağlıdır. Stres sizlere artı bir durum katmaz aksine hayatınızın merkezini farklı yönlere çekmenizi ve kendinize zarar vermenizi sağlar. Bu nedenle stresi hayatınızdan uzaklaştırmak için kaynakları belirlemeniz ve düşüncelerinizi yönetmeniz gerekmektedir. Unutmayın bu dünyada sizden yalnızca bir tane var.

YALNIZLIK KORKUSU İLE BAŞ EDİN

Korku hayatın her evresinde yer alan bir duygudur. Bu duygunun taze kalması aslında hayatınıza dair bir tutkunuz olduğunu göstermektedir. Ancak bazı korkular sizleri hayatın karanlık noktalarına da çekebilmektedir. Günümüzdeki en büyük koru türü yalnızlık korkusudur. Teknolojik olarak gelişilen her dakika insanlar birbirlerine bir şeyler yaptığını kanıtlamak zorunda hissetmektedir. Çevresinde yer alan arkadaşları dışında kendine sosyal medya üzerinde bir varlık da kazandırmak ister. Bu “ben de bu hayatın içindeyim” demenin farklı bir yoludur. Psikoloji insanlar üzerinde çeşitli şekilde etkili olabilir. Yalnızlık korkusu da kişinin içinde başlayan ve çevresine ben de varım deme isteği uyandıran bir korkudur.

Yalnızlık korkusu ilerleyen durumlarda kişi için oldukça tehlikeli olabilmektedir. Bu nedenle kendinizi istemediğiniz bir şekilde hissediyorsanız, psikolojik açıdan bir yardım alarak kendinizi rahatlatabilirsiniz. Bu tamamen tıbbi bir süreç olarak sizlerin hislerini paylaşmak üzerine olacaktır. Dünya üzerinde kimse yalnız değildir. Kendinizi tanır ve çevrenizden çok kendinizi düşünmeye başladığınız andan itibaren yalnızlık korkusu ile yavaş yavaş vedalaşabilirsiniz.

MÜZAKERE TEKNİKLERİ

Karşılıklı olarak iki tarafın ikna edici yöntemlerle karara varma süreci başarılı bir müzakere olarak adlandırılmaktadır. Müzakere teknikleri de bu konuda sizlere başarılı bir süreç geçirtmek için bulunmaktadır. Müzakere teknikleri içerisinde ilk olarak karşı tarafı detaylı bir şekilde tanımanız gerekmektedir. Bunun için hakkında detaylı bilgiler almalı ve yaptığı işleri takip etmelisiniz. Bunun dışında müzakere tekniklerine bakıldığında;

  • İyi bir dinleyici olmalısınız
  • Alternatif Sunmalısınız
  • Sözlü ya da sözsüz ipuçları belirlemelisiniz.
  • Problem çözücü davranmalısınız
  • Ortak isteklere yönelmelisiniz.
  • İtiraz durumlarında sakin bir karşılama yapmalısınız.

Tüm bu tekniklere başka tekniklerde eklenebilir. Ancak bu durumlara dikkat etmeniz halinde müzakere sürecini baştan iyi bir şekilde yönetebilirsiniz. Bunun dışında kendinizi ikna yöntemleri, dinleme becerisi ve gerekli durumlarda üstünlük kurma üzerine geliştirebilirsiniz. Bu sayede müzakere sürecinde istediğinizi kolay bir şekilde alabilirsiniz. Müzakere teknikleri tamamen sürecin yönetimi ile alakalıdır. Bu durumlara kendiniz de yeni teknikler ekleyebilir ve kendinizi bu süreçte kanıtlamak ve işi ne kadar istediğinizi göstermek için farklı yöntemlere de başvurabilirsiniz.

Psikolojinin Tarihsel Gelişimi

Kelime anlamı ruh bilimi olan psikolojinin bir bilim olarak ortaya çıkışının temelinde, insan davranışlarını ve zihinsel süreçlerini anlama, anlamlandırma ve bilimsel yöntemlerle açıklama çabası vardır.

İnsanoğlu var oluşundan bugüne kadar başta kendisi olmak üzere, etkileşimde olduğu diğer canlıların (insanlar ve hayvanlar) davranışlarını, hareketlerini, düşünme ve duygulanma biçimlerinin bütününü anlamaya ve tahmin etmeye çabalamıştır. İnsanın içinde yaşadığı topluma ve çevreye uyum sağlayarak biyolojik ve sosyal varlığını sürdürebilmesi açısından bu “anlama, tahmin etme” faaliyetinin önemi açıktır. Bu çaba, “sadece canlıların ne yaptıklarını değil, aynı zamanda düşüncelerini, duygularını, algılarını, akıl yürütme süreçlerini, belleklerini ve bedensel işlevlerini koruyan biyolojik aktiviteleri de kapsar”. Antik dönemlerden başlayarak bu arayış birçok farklı şekilde cevaplandırılmıştır. Ortaya atılan açıklamalar nesnel verilere dayanmaktan uzak, çoğu mistik ve spekülasyona dayılıdırlar. Psikolojinin amacı, bilimsel bir temele dayanmayan bu tanımlama ve yorumlar yerine daha geçerli açıklamalar geliştirmek üzere bilimsel yöntemden yararlanmaktır.

Psikoloji, bilim olarak 19. yüzyılın sonlarında kabul görmüş olsa da, psikoloji biliminin sormuş olduğu sorular insanlık tarihi kadar eskidir. İnsan, var olduğundan beri bir takım soruları sormuş, bunlara tatmin edici cevaplar aramış ve çoğu zamanda sorduğu bu sorulara karşılık ortaya koyduğu cevaplara göre şekillendirmiştir. “ Ben kimim”, “Benim amacım nedir”, “Karşımdaki insan bana ne demek istedi”, “Karşımdaki insan kim”, “Ben neden bu şekilde düşünüyorum”, “O neden benden farklı düşünüyor”, “Neden böyle davrandım”, “ Karşımdaki insan neden böyle davrandı” v.b. çoğaltılması mümkün olan sorular çok eski zamanlardan beri insan zihnini meşgul etmiş sorulardır. Buradan da anlaşılabileceği gibi psikoloji, insanlık ile birlikte ortaya çıkmıştır.

Antik çağda, insanı ve insan davranışlarını anlama çabaları felsefe içinde yerini almıştır. Felsefe konuların içinde ele alınan psikolojinin ana ilgi konusu “ruh” olarak ortaya konmuştur. Eski yunanda, Apollo sunağının üzerinde yazan “kendini bil” sözü, insanın hayatına ve çevresine bir anlam katabilmesinin, mutlu ve huzurlu bir hayata erişebilmesinin ancak ve ancak özünü yani ruhunu kavrayarak mümkün olabileceğini vurgulamaktadır. Çok uzun bir süre psikoloji bu bağlamda ele alındı.

15-16. yüzyılda İtalya’da başlayarak kısa zamanda tüm Avrupa’ya yayılan ve etkilerini gösteren Rönesans ile birlikte felsefi psikolojinin konusu “ruh” olmaktan çıkarak “zihin” oldu. J. Locke (1632-1704), D. Hume (1711-1776), G.W.Leibnitz (1646-1710), I. Kant (1724-1804) gibi düşünürler insan zihnini çeşitli açılardan ele aldılar ve bilimsel psikolojinin doğuşuna yön verdiler.Psikolojinin bir bilim olarak ortaya konmasında en büyük adım Alman psikolog Wilhelm Wundt tarafından atılmıştır. Wundt, zihnin deneysel yöntemlerle araştırılmasını önemsiyordu. Bu yaklaşımı sayesindedir ki; akademik bir bilim olarak psikolojinin kurucusu Wilhelm Wundt’tur. Psikolojinin bir bilim olarak ortaya çıkışını bir çok araştırmacı 1879 yılında Wilhelm Wundt tarafından

açılan ilk psikoloji laboratuvarına tarihlendirmektedir.

Wund’un psikoloji çalışmalarını yayınlamak amacıyla, 1881 yılında kurduğu Felsefe çalışmaları isimli dergisi, kabul gören ilk psikoloji dergisidir. Buradan da görüleceği üzere, felsefenin psikoloji üzerindeki etkisi hala devam etmektedir. Felsefeden bağımsız olarak yayınlanan ilk dergi ise Amerikan psikoloji dergisi olmuştur.

Bu yazımda sizler için, psikoloji biliminin ilgilendiği konuları, tarihsel gelişimini ve psikolojinin formel bir bilim olma yolculuğunu incelemeye çalıştım. Umarım sizler için eğlenceli ve bilgilendirişi bir yazı olmuştur.

ETKİLİ ÜRÜN SATIŞI NASIL YAPILIR?

Markalaşmış ürünlere her zaman güven oldukça fazladır. Bu nedenle ürünleri alırken ilk olarak isimlerine bakılmaktadır. Ancak piyasaya yeni çıkan bir ürünün markalaşma süreci kısa bir süreç olmayacaktır. Bir ürünün satışını yapmak ve ürünü piyasa da göstermek adına etkili ürün satışı için tekniklerin kullanılması gerekmektedir. İlk olarak ürünün belirli kişiler tarafından denenmiş ve beğenilmiş olması gerekiyor. Denemesi yapılmayan bir ürünün piyasada tutması mümkün değildir.

Etkili ürün satışı için güven oldukça önemlidir. Karşınızdaki kişiye satış yapmak istediğinizde ürünü özelliklerini abartarak değil daha samimi ve teknik şekilde anlatmalısınız. Bu sayede satış oranları daha iyi şekilde yükselecektir. Aynı zamanda ürünler için reklam prosedürleri oldukça önemlidir. Firmalar tarafından yapılan, televizyonda gösterilen ya da günümüzde daha etkili olan sosyal medya üzerinden yapılan reklamlar ürüne daha fazla güven sağlayacaktır. Aynı zamanda bu reklamlar ürün için gelecekte önemli adımlar atılmasını da sağlayacaktır. Güven, doğru anlatım ve reklam sistemlerinin oturtulması ile etkili ürün satışı istenildiği gibi gerçekleştirilebilir.

Motivasyonumuzu Arttırmaya Yönelik İpuçları

Motivasyon kelimesi Latince “movore”, yani “hareket ettirme, hareketlendirme” kelimesinden gelmektedir. Gerek gündelik hayatımızda, gerekse iş hayatımızda sıklıkla karşımıza çıkan bir kelimedir motivasyon. Motivasyon genel bir kavram olup istekleri, arzuları, ihtiyaçları kapsar.

Motivasyon, güdü veya motiv, bireyin hareket ve davranışlarını başlatan içsel güç. Davranışa enerji sağlayan organizmanın içindeki ve çevredeki güçler olarak tanımlanır. Bireyin içsel gücü ile davranışa hazır hale gelmesine güdülenme yani motivasyon denir.  Bu anlamda değerlendirildiği vakit motivasyon kavramı gündelik işlerimizden, kişisel hayatımıza, sosyal ilişkilerimizden profesyonel iş hayatımıza kadar her alanda bizlerin başarısını belirleyecek olan bir kavramdır.Başarılı olmak hepimizin arzusu. Başarı ise çaba isteyen bir sürecin meyvesi. Başarılı olmak için lazım gelen çabayı gösterebilmemiz için gerekli motivasyona sahip olmamız önemli. Başarının önündeki en büyük engel atalet yani durgunluk, tembellik ve miskinliktir. Hepimizim hayatında kendimizi böyle bir atalet içinde bulduğumuz, hissettiğimiz dönemler olmuştur. İçimizde bizi tetikleyecek o ilk kıvılcımı bulamayız ve yapmamız gereken birçok şeyi ertelememiz gerekir. Böyle bir durumda insanı psikolojik olarak olumsuz bir hale sevk eder. Bu olumsuz ruh hali, kişinin özgüvenini zedeler ve onu daha da olumsuz bir ruh haline sevk eder. Bu süreç,

kontrol edilemez bir girdap gibi bizi içine çeker ve girdabın içine ne kadar fazla çekilirsek oradan kurtulmamız da aynı oranda güçleşir. Öyle bir noktaya geliriz ki; artık geri dönülmesi çok zor bir durumun içinde buluruz kendimizi. Gerek Soysal ve gündelik hayatımız gerekse iş hayatımızda telafisi zor hasarlar meydana gelebilir. Bu yüzdendir ki; hayatımızın yönünü belirleyebilmemiz için kendimizi motive etmeyi başarmalıyız.

Peki, kendimizi atalet, tembellik, durgunluk hallerinde bulduğumuz vakitlerde motivasyonumuzu geri kazanmak için neler yapabiliriz? Bu yazımızda sizler için hedeflerinize ulaşma yolunda ihtiyacınız olan motivasyonu nasıl oluşturabileceğinize veya mevcut motivasyonunuzu nasıl arttırabileceğinize yönelik basit ama son derece etkili yöntemlerden bahsetmek istiyorum.

1- Geleceği düşünün hatta onu onun hikayesini yazın,Kalem kağıdınızı alın ve bir hikaye yazın. Hikayenin kahramanı sizsiniz ve hikaye günümüzden on yıl sonrasında geçiyor. Günümüzden on yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz, ne yapıyorsunuz, nasıl bir hayatınız var? Mutlu musunuz yoksa canınızı sıkan şeyler mi var? Belki de uzun zamandır yapmak istediğiniz bir şeyi başardınız ve çok mutlusunuz. Bu hikayenizi ara ara revize edin. Eklemeler, çıkarmalar

yapın. Emin olun motivasyonunuz üzerindeki olumlu etkilerini göreceksiniz.

2- Kendinizi geliştirin,

Unutmayın! Yapabileceklerinizin limitini eğitim seviyeniz belirler. Motivasyonda eğitim seviyeniz sayesinde yapabildiklerinizin limitini belirler. Beyin ameliyatı yapmak istediğinizi düşünün! Eğer tıp alanında yeterli eğitimi almamışsanız, bilgi seviyeniz yeterli değilse beyin ameliyatı yapma konusunda ne kadar motive olduğunuzun bir önemi olmayacaktır. Bu yüzden, başarılı olmak istediğiniz alanda sürekli olarak kendinizi geliştirin.

3- Kendinizi bir model bulun,

Başarılı olduğunu düşündüğünüz, imrendiğiniz bir rol modeliniz olsun. Bu kişinin illa ki tanıdığınız sizim çevrenizden birisi olmasına gerek yok; dünyaca ünlü bir siyasetçiyi, yazarı ya da müzisyeni de kendinize rol model olarak alabilirsiniz. Sonrasında ise kendinize rol model olarak seçtiğiniz kişinin hayatı ve davranışlarını inceleyin. Emin olun ki motivasyonunuz olumlu yönde etkilenecektir.

4- Sağlıklı beslenin – yeterince uyuyun,

Unutmayın ki vücut sağlığınız ruhsal durumunuz üzerinde direkt olarak etkilidir. Sağlıklı beslenme ve doğru bir uyku düzeni bedeninize iyi geldiği kadar ruhunuza da iyi gelecek. Eskilerin de dediği gibi “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur”.

5- Belirlediğiniz hedefler net olsun,

“İşimde başarılı olmak istiyorum” herkesin sahip olması gereken, istemesi gereken bir hedef. Fakat çok geniş bir tanımlama. İçinde çok fazla değişken barındırıyor ve bu değişkenlerin tamamında, aynı anda başarılın olmamız mümkün olmayabilir. Bu da bizim için moral bozucu bir durum olacaktı. Bunun yerine daha spesifik hedefler belirlememiz daha sağlıklı olacaktır. “ Her gün işimle alakalı 20 sayfa okuma yapacağım”, “her hafta işimle ilgili yeni bir şey öğreneceğim”, “Bir diğer güne iş bırakmayacağım” gibi spesifik hedefler daha ölçülebilir olduğu için motivasyonunuzu sağlama konusunda daha yararlı olacaktır.

6- Hedeflerinize ulaşmak için kapsamlı planlar hazırlayın,Genel olarak bir hedef belirlemek önemli olsa da bunun için kapsamlı bir aksiyon programı hazırlamanız da bir o kadar gereklidir. Kendinize belirlemiş olduğunu hedeflere ulaşmak için atmanız gereken, atacağınız adımları tek tek belirleyin. Kendinize bir zaman çizelgesi yapın ve hedefinize ne kadar zaman içerisinde

ulaşacağınızı belirtin aksi takdirde isteklerini askıda kalma tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır.

7- Başka insanların fikirlerini öğrenin,

Ne istediğinizi, nede istediğinizi en iyi siz bilirsiniz lakin yürüdüğünüz yolda hatalar yapma ihtimalinizi de hiçbir zaman göz ardı etmeyin. Size yakın olan, sizi gözlemleyebilen, düşüncelerime değer verdiğiniz kişilerden fikir alın. Bazı hatalarınızı gözden kaçırıyor olabilir, farkında olmayabilirsiniz. Sizin için bunları görecek ve size de gösterecek birisi sizin için son derece önemlidir.

İş Hayatında Stresi Doğru Yönlendirmek

Stres, yaşamımızı sürdürmemizi sağlayan olgulardan biridir. Bu kavram, biyolojik ve psikolojik dengenin bozulmasına gösterilen tepki olarak tanımlanabilir. Başka bir biçimde ifade etmek gerekirse, insan türünün hayatta kalma çabası sayesinde gelişen doğal bir tepkidir. Stresle başa çıkmak, onu yok saymak veya ondan tamamen arınmak anlamına gelmez, nitekim bu mümkün olmayacaktır. Ancak stresi doğru yöneterek iş hayatında başarı elde etmek mümkündür.

Kriz Yönetimi Yapın

İş yaşamında zor durumlarla karşılaşmak kaçınılmazdır. Zorlu bir müşteriyle çalışmak zorunda kalabilir veya gözden kaçan bir hata yüzünden yaptığınız işlerde güçlüklerle karşılaşabilirsiniz. Bu durum da doğal olarak strese sebep olur. Stres, böyle durumlarla baş etmek için motivasyon sağlar ancak stresi iyi yönetemediğiniz takdirde yanlış davranışlar sergileyebilir, işleri içinden çıkılmaz bir hâle getirebilirsiniz. Stresle baş etmenin en iyi yolu, kriz yönetimi için bir plan hazırlamaktır.

Zorlu bir müşteriyle karşılaştığınızda, kısa zamanda bitmesi gereken önemli bir iş aldığınızda ve bunun gibi zorlayıcı durumlara maruz kaldığınızda yapmanız gerekenleri önceden planlamak, kriz anlarında stresi doğru yönetmenizi sağlayacaktır. Böyle durumlarda, dünyanın sonu gelmiş gibi davranmamalı ve stresi bir motivasyon kaynağı olarak kullanmalısınız. İyi bir kriz yönetimi, iş hayatınızda başarılı olmanızı sağlayacak ve özgüveninizi arttıracaktır.

Ertelemeyin!

Erteleme, stres anlarında sıklıkla başvurulan bir davranıştır. Stresten kısa süreli uzaklaşmayı sağlasa da, işleri zora sokacağı için uzun vadede stresin derinleşmesini sağlar. Çürük bir dişin ağrısını ağrı kesiciyle geçirebilirsiniz ancak asıl yapılması gereken dişi tedavi ettirmektir. Ertelenen işler için de aynısı söylenebilir. Yapmanız gereken işleri doğru zamanda yaparak, büyük bir stres yükünden kurtulabilirsiniz. Sahip olduğunu stresi, işleri ertelemek için değil, gereken zamanda bitirmek için kullanmanızda fayda var.

Psikolojik Destek Almaktan ÇekinmeyinHepimizin kendine doğru soruları sormaya ihtiyacı vardır. Bu yalnızca iş yaşamı için değil, genel olarak hayat için geçerli bir ilkedir. Psikolojik destek almak, stres yüküyle baş etmenize yardımcı olabilir. İş hayatının getirdiği stresin gündelik yaşamınızdaki dengeyi bozduğunu hissediyorsanız, mutlaka bir psikologa başvurmanız gerekir. Etkili bir terapi süreci yaşamınızı düzene sokmanıza yardımcı olacaktır.

MÜZAKERE İÇİNDE ÇATIŞMALARIN ÖNEMİ

Müzakere, hayatın içerisinden bir tanım ile bir şeyleri elde etmek isteyen kurum, devlet ya da kişilerin karşı tarafı ikna etmek için sürdürdükleri ikna sürecidir. Bu süreçte birçok taraf aynı durumu isteyebilmektedir. Bu da ortaya bir çatışma durumunu çıkartır. Aslına bakıldığında müzakere içerisinde çatışmalar olumsuz olarak gözlemlense de kendi lehinize çevirdiğiniz takdirde oldukça etkili bir süreç olacaktır. Çatışmaların hangi durumdan çıktığı? Çözümlemesinin ne olduğu? Gibi sorular bu noktada önemlidir. Müzakere içinde çatışmaların önemi bu noktada kendini göstererek, istediğiniz iş ya da ihale gibi durumları kendi tarafınıza çekebilirsiniz.

Müzakere de liderlik pozisyonu önemlidir. Karşı taraf üzerinde ya da diğer taraflar üzerinde üstünlük kurmak ve istenilen durum hakkında tüm bilgilere sahip olmak önemli bir artıdır. Müzakere içinde çatışmaların önemi de bu noktada sizler için daha basit bir süreç olacaktır. Çatışmaları kolay bir şekilde kapabilecek ve istediğiniz durumu kendi lehinize çevirerek, elde edebileceksiniz. Çatışmalarda etkili dil kullanımı yapılması da karşı taraflar için önemlidir.